amerika gazete haberleri haberler
Tarih

Emeviler ve Abbasiler Döneminde Fütüvvet Teşkilatı ve Düşüncesi

Tarihi süreç içerisinde Emevilere kadar fütüvvetin kurumsal bir yapıya sahip olmadığı bilinmektedir. Feta ideal tipi, felsefesini ve eylemlerini Emevilerden önce kurumsallaşmış bir fütüvvet müessesesi olmadığı için faaliyetlerini bireysel olarak veya fütüvvet kurumunun ilkel şekli ve çekirdeği olan Hilfü’l-Fudûl gibi topluluklar aracılığı ile devam ettirmiştir.

Emeviler döneminin ortalarına doğru genişleyen topraklar, karşılaşılan farklı kültürler ve bunlara paralel olarak toplumda ve siyasi hayatta meydana gelen buhranlar neticesinde feta geleneği Fütüvvet adı altında kurumsallaşmaya başlamıştır.

Bu dönemde “feta” kelimesinin isimlerin başına getirildiği, “Feta’n-Nida”, “Feta’t-Tuvan” şeklinde terkipler oluşturulduğu görülmektedir. Feta faziletlerine sahip kişilerin isimlerinin başında özellikle kullanılmaktadır.  Bundan ziyade bu dönemde “Feta’l-Kabile” şeklinde feta kelimesinin kabile isimlerinin başına da getirildiği bilinmektedir.

Emevi devletinin kurucusu sayılan Muaviye bin Ebu Sufyan fütüvveti şu şekilde tanımlamaktadır:

Fütüvvet bir kimsenin kendi malına kardeşinin elinin uzanmasından kat’i surette rahatsız olmayan ve kardeşinin malı için de tamahkâr olmayandır.”.

Özellikle Emeviler devrinde meydana gelen kanlı olaylar, Hz. Ali ve Muaviye mücadelesi, Hz. Hüseyin’in şehid edilmesi, mevali’nin(Arap olmayan) Emeviler’in baskıcı ve ırkçı politikalarına karşı isyanları gibi durumlar ile siyasi otoritenin zaafiyeti fütüvvet birliklerinin doğmasına ve kurumsallaşmasına sebep olmuştur.

Emevi halifesi Hişam döneminde yaşamış bir şarkıcı olan Huneyn b. Belva el- Hîrî’nin kişisel biyografisinde yer alan fityan hakkındaki rivayetler, bize fütüvvet kuruluşlarının Emeviler devrinde kadar giden bir kökü olduğunu göstermektedir.

Nitekim Emevi halifesi Hişam (724-742) döneminde ilk fütüvvet birliklerinin kurulmaya başlandığı görülmektedir. Özellikle bu dönemde teşkilatın askeri ve siyasi bir mahiyet arz ettiği bilinmektedir. Bu ilk teşkilat mensuplarına, feta yanında, ayyar, şâtır, füttüvvetci gibi isimler ile hitap edilmekteydi. Bu teşkilat ve mensuplarının da halkın nezdinde kabul gördüğü ve benimsendiği bilinmektedir.

Abbasilerin ilk dönemlerinde kendilerinden önce Emeviler döneminde bulunan fütüvvet yapılanmasının aynı karakter ve kimlikte devam ettiği bilinmektedir. Teşkilatın ve mensuplarının asıl kimliğini ve yapısını bu dönemde bulduğunu ve şekillendiğini söyleyebiliriz. Bu dönemde toplumun zayıfladığı ve sosyal huzursuzlukların arttığı zamanlarda merkezi iktidara karşı çıkan bekâr erkeklerden oluşan bir sınıf olarak kimliğini tamamlamıştır. Genellikle toplum içinde dışlanmış, fityan, şatır, ayyar, fütüvvetci ve rind gibi adlar ile anılan kenarda kalmış gençlerin bir araya geldiği bir topluluk olarak Abbasiler döneminde varlığı bilinmektedir.

Bu dönemde fütüvvetin kurumsal olarak tasavvufî bir yapısı olmadığı ve fazilet kavramlarına göre yaşayan gençlerin dışında, eğlenceli bir hayat yaşayan gençlerden de oluştuğu bilinmektedir.

Fakat bu dönemde fütüvvet ve mensubu olan kişiler İran kültürünün hâkim bulunduğu İslâm topraklarında ve önemli şehir merkezlerinde bulunmakta idi. Kurumsallaşmış fütüvvet anlayışı Arap unsurundan ziyade daha çok Arap olmayan unsurlar arasında yayılmış ve taraftar bulmuştu. Fütüvvet bu dönemde asıl kimliğini Arap olmayan yani mevali içerisinde bulmuştur.

Abbasiler’in ilk dönemlerinde fütüvvet ve üyeleri sufî bir nitelik taşımazken, dönemin ortalarına doğru İranî unsurların etkisi ile tasavvufî bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Bu dönemde Horasan bölgesinde Hamdun el-Kassar, Ebu Hafs Haddad ve Ebu Osman el-Hîrî gibi büyük öncülerin aracılığı ile Orta Asya’da ortaya çıkan tasavvufî Melametiyye anlayışı fütüvvet ile kaynaşmıştır.

İslâmiyet öncesi dönemden beri bir takım fazilet nitelikleri taşıyan feta ve sonraki dönemlerde kurumsallaşmaya başlamış olan fütüvvet telakkisi, sufiler için bulunmaz bir nimet niteliği taşımaktaydı. Nitekim Fütüvvet anlayışı felsefî olarak tasavvuf öğretisi ile benzeşmekteydi. Bu sebeple tasavvuf, fütüvvet müessesesi ve mensupları arasında yayılma imkânı bulmuş ve fütüvvetin doktrinsel yapısı tasavvuf öğretisi ile şekillenmiştir.

Fütüvvet kurumu Abbasi halifesi, en-Nasır li-Dinillah’a (1180-1225) kadar içtimaî bir teşkilat iken, bu halife döneminde resmi bir hüviyet kazanmıştır. Abbasi halifesi, Bağdat’da reîsü’l-fityân olan şeyh Abdülcabbar b. Yusuf b. Salih el-Bağdâdi’nin elinden bu teşkilatın elbisesini giymiş ve bir törenle bu teşkilata dahil olmuştur.

Kaynaklar

Komisyon, İslâm Kurumları Tarihi, 2013, s. 366.; Süleyman Uludağ, “Fütüvvet”, DİA, XIII, s 259-261.

Saadettin Kocatürk, age, s. 135

Mikail Bayram, “İslâm’da ve İslâm Dünyasında Fütüvvet Hareketi”, Kelime, 1986 Konya, s. 43.

Neşet Çağatay, age, s. 6.

Komisyon, İslâm Kurumları Tarihi, 2013, s. 365.

Süleyman Uludağ, “Fütüvvet”, DİA, XIII, s 259-261. ;Komisyon, İslâm Kurumları Tarihi, 2013, s. 367.

Süleyman Uludağ, “Fütüvvet”, DİA, XIII, s 259-261.

Komisyon, age, 2013, s. 367.; DİA, agm, s. 259-261.

Umut Güner, “Cahiliye Devrinden Abbasilerin Son Dönemine Kadar Fütüvvet Teşkilatı’nın Gelişimi”, ATDD, S. 10, s. 193.

Komisyon, age, 2013, s. 367.; DİA, agm, s. 259-261.

Umut Güner

Tarihçi yazar Umut Güner, Ortaçağ Tarihi, Siyaset ve İktidar Felsefesi ile Politik Kuramlar alanlarında ihtisas çalışmaları yürütmektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu